Saturday, March 22, 2014

Düş: Harmani

Puslu, yağmurlu bir sabahtı. Çamur içindeki sokakta su birikintileri gri gökyüzünü yansıtıyordu ayna gibi. Birinde sevgili kaplumbağayı besliyordum. Özel bir şey değil, kaplumbağa yemleriydi teker teker sunduğum. Küçük, kahverengi toplar...

Aniden patlamayı duydum. Öyle büyük bir olay gelmesin aklınıza: Sokakta çocuklar oyun olsun diye çatapat atmış gibi. Sağa sola bakındım, yokolmuştu. Öldü, paramparça oldu, diye düşündüm. İçimi acı kapladı. Ölüsünü bulamayacağım, toprağa veremeyeceğim. Başımı kederle sola doğru eğmiştim ki gördüm: Yerde yatıyordu, debelenerek. Kendisi bir yanda, kabuğu diğer yandaydı. Önce inanamadım, can çekişiyor zavallı. Ama hayır, sadece kabuğundan kurtulmak istemişti. İyi bir şeydi bu, mutlu bir andı. Gökyüzü aydınlandı mı sanki?


Sıkışmış, bunalmıştı, orada cenderenin içinde gibiydi. Sonra yavaşça toparlandı, hiçbir şey olmamış gibi kalktı ayağa. Al, üzerine birşeyler giy, şu çarşafa sarın, eski yunan filozoflarına benzedin şimdi. Ne kadar iri yarıymışsın, halbuki biraz önce küçücüktün. Saçların sarıymış, gözlerin deniz mavisi. Hava soğuk, ikimiz de üşümeden gidelim buradan. Hadi el edelim, yakalayalım şu minibüsü. Gidelim, ne olur, hemen gidelim... 


20 Ekim 2008

No comments:

Post a Comment